Mekke’nin Fethi, Nedenleri ve Sonuçları

Mekke’nin Fethi Suudi Arabistan’da yer alan, Hicaz Bölgesi’nin merkezi ve İslam aleminin en büyük kutsal şehridir. Arap Yarımadası’nın batısında, Kızıldeniz’in doğusunda yer alan Mekke kentinin ekonomisi günümüzde hac turizmine dayanmaktadır. Çünkü hac zamanı kent nüfusu normalin üç katına çıkmaktadır. Mekke İslamiyet öncesinde de Arap Yarımadası’nın en önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Bu kutsal kentin Asya ile Afrika’yı birleştiren ünlü baharat yolu üzerinde yer alması değerine değer katmaktaydı.

Mekke geçmişi MÖ 2000’li yıllara kadar uzanan eski bir şehirdir. Kutsallığını Müslümanların peygamberi Hz. Muhammed (SAV)’den aldığı sanılsa da, aslında şehrin asıl kutsallığı İbrahim peygamber dönemine dayanmaktadır. Bilinen kaynaklara göre; İbrahim peygamberin ikinci eşi Hacer’den İsmail adında bir erkek evladı dünyaya gelir. Ancak bu durumu kabullenmek istemeyen ilk eşi Sare’nin isteği üzerine İbrahim peygamber Hacer’i ve oğlu İsmail’i alarak oradan uzaklaştırır. Allah’ın kendisine bildirmesi üzerine ikisini Mekke’nin olduğu yere getirir, bırakır ve geri döner.

Mescid-i Haram Hakkında Bilgiler; Nerededir, Mimarisi ve Tarihçesi

Bugünkü Mekke adı verilen alan çorak ve ıssız bir yerdir. Hacer ve oğlu burada yaşamaya çalışırlar. Kaynaklara göre buradan gelip geçen Arap kabilelerinden Cürhümiler, Hacer’in açtığı “Zemzem” adı verilen su kaynağının sayesinde buraya yerleşirler. Daha sonra İbrahim peygamber buraya gelir ve yine Allah’ın ona bildirmesi üzerine, oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa ederler. Kabe yüzyıllar boyu İbrahim peygambere inanan Müslümanların ibadet yeri olmuştur. 571 yılında ise İsmail soyundan, İslam dünyasının peygamberi Hz. Muhammed (SAV) burada doğmuştur. Müslümanların zaferiyle sonuçlanan Mekke’nin fethi hakkında merak ettiklerinizi sizler için derledik.

Mekke’nin Fethinin Nedenleri Nelerdir?

Mekke’nin Fethinin NedenleriMüslümanlarla Kureyşliler arasında Hudeybiye Barış Antlaşması yapılmıştı. Ancak Kureyşlilerin yanında yer alan Beni Bekir kabilesinin antlaşma şartlarına uymayarak Müslümanların himayesinde bulunan Huzaa kabilesine saldırması üzerine Müslümanlarla Kureyşliler arasında gerginlik başlamıştır.

Hicretin 8. yılı Şaban ayında Beni Bekir kabilesi ansızın Huzaa kabilesine bir saldırı yapmıştır. Huzaa kabilesi ile Müslümanlar arasında çok eskiden beri süregelen bir dostluk vardı. Bu yüzden Mekke’de olan biten her şeyi Hz. Muhammed (SAV)’ e haber verirlerdi. Bu saldırıyı da peygamber efendimize bildirmişlerdi.

Bunun üzerine Hz. Muhammed (SAV) Kureyş’e bir elçi göndererek, öldürülen Huzaalıların kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesinin himayesinden vazgeçmelerini istedi. Bunların kabul edilmediği takdirde savaş yapmak zorunda kalacaklarını söyledi.

Kureyşliler bu iki şartı da kabul etmeyip Hudeybiye Antlaşması’nı bozduklarını bildirdiler. Kureyşliler bir süre sonra antlaşmayı bozdukları için pişman oldular ve yeniden barış sağlanması için Ebu Süfyan’ı elçi olarak yolladılar. Ancak bu girişimleri pek işe yaramadı ve Medine’den olumlu yanıt alamadılar.

Mekke’nin Fethi (1 – 11 Ocak, 630)

Mekke’nin Fethi (1 Ocak, 630)Ebu Süfyan’ın barış adımlarını kabul etmeyen Hz. Muhammed (SAV) onun gitmesiyle birlikte gizlice fetih hazırlıklarına başladı. Ashabına fetih için hazırlanmalarını ve kendisine bağlı kabilelerin Ramazan ayının ilk günlerinde Medine’de toplanmaları emrini verdi.

Ramazanın 10. günü Müslümanlardan oluşan büyük ordu Hz. Muhammed (SAV)’in komutasında toplandı. Peygamberimiz kan dökülmesini istemiyordu ve ordusuna gerekmedikçe kimseyi öldürmemeleri emrini verdi. Müslümanlığın temelinde yatan tevhid inancıyla birlikte yola çıkıldı. 10 bin kişilik ordu, yolda onlara katılan birliklerle beraber 12 bin kişiyi buldu.

O dönemde Mekke putperestliğin merkezi haline gelmişti. Amaç bu kutsal şehri putlardan temizlemekti.Hz. Muhammed (SAV)’in amcası Abbas Müslüman olmuş fakat bunu saklayarak Mekke’de yaşamaya devam etmişti. Bu sayede orada olan biten her şeyi peygamberimize haber verebiliyordu.

Mekke’ye 16 km uzaklıkta bulunan Merru’z – zahran denilen yerde bir karargah kuruldu. Hava kararınca burada bir ateş yakıldı, bu sayede Kureyşlilere ordunun büyüklüğü gösterilmiş oldu. Yollar iyice tutulduğundan İslam ordusu Merru’z – zahran’a gelinceye kadar Mekkeliler hiçbir şeyden haber alamamışlardı. Bilgi almak için karargaha giden Ebu Süfyan yakalandı ve burada Müslüman oldu. Artık Mekke fethedilmiş demekti. Bunun üzerine Ebu Süfyan’a ordunun büyüklüğü, katılan kabileler bir bir gösterildi.

Hayretler içerisinde kalan Ebu Süfyan Mekke’ye döndü ve Hz. Muhammed (SAV)’in emrettiği üzere Mekke halkına yüksek sesle şunları söyledi;

 

  • Her kim Ebu Süfyan’ın evine gelirse emniyettedir
  • Muhammed (SAV)’e karşı koymamıza imkan olmayan bir ordu geliyor.
  • Her kim silahını bırakır evine kapanırsa emniyettedir
  • Her kim Harem-i Şerif’e sığınırsa emniyettedir. Ey Kureyş Müslüman olun ki selamet bulasınız.

Mekke’nin Fethinin Sonuçları (Sonrasındaki Gelişmeler)

Mekke’nin Fethinin Sonuçları (Sonrasındaki Gelişmeler)Hz. Muhammed (SAV) ordusunu dört kısma ayırıp her birinin gireceği yerleri belirledi. Ebu Süfyan’a verdiği söz üzerine kan dökülmesine izin vermedi. 1 Ocak günü Mekke’ye giriş yapıldı. İlk olarak Kabe’nin etrafında ve içerisinde yer alan 360 put teker teker yıkıldı.

Burada hemen bir parantez açarak çok merak edilen bir konuya değinmek istiyoruz. Mekke’nin fetih tarihi kaynaklarda farklı şekilde bulunabiliyor. Birçok tarihçinin ortak fikri 1 – 11 Ocak 630 tarihleri arasında olduğu yönünde. Ülkemizde ise son yıllarda, 10 gün önceye çekilerek 31 Aralık – 1 Ocak tarihleri arasında kutlanmaya başlamıştır.

Mekkeliler ilah diye taptıkları putların yıkılıp parçalanışını şaşkınlıkla izlediler. Daha sonra Hz. Muhammed (SAV) yanına Üsame, Bilal, Talha oğlu Osman’ı da alarak Kabe’ye girdi ve burada namaz kıldılar. Kabe’nin eşiğinde duran Hz. Peygamber kalabalığa karşı şu sözleri söyledi;

“Ey Kureyş cemaati! Size şimdi nasıl bir muamele yapacağımı sanıyorsunuz?”

Mekkeliler hep bir ağızdan “Hayır umuyoruz, sen kerim bir kardeş, alicenab bir kardeş oğlusun” diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Hz. Muhammed (SAV) “Ben de size Yusuf’un kardeşlerine söylediği gibi “Bugün size hiçbir başa kakma, azarlama yok. Allah sizi bağışlasın. O merhamet edenlerin en merhametlisidir” (Yusuf Suresi) diyorum. Haydi gidiniz hepiniz serbestsiniz” dedi.

8 yıl önce iki deve ve birkaç kişiyle Mekke’den ayrılan Hz. Muhammed (SAV) kendi komutasındaki on binleri bulan ordusu ile  bu kutsal şehre girmeyi başarmıştır. Elde ettiği başarıya rağmen tevazuyu elden bırakmayan Allah resulu, bu esnada sürekli “Ey Allâh’ım! Hayat, ancak âhiret hayâtıdır!” diyordu. (Vâkıdî, II, 824; Buhârî, Rikâk, 1).

Mekke’nin Müslümanlar İçin Önemi Nedir?

Mekke’nin Müslümanlar İçin ÖnemiMekke İslam aleminin peygamberi Hz. Muhammed (SAV)’in doğup büyüdüğü ve evlendiği şehirdir. Çocukluğu ve gençliği burada geçmiş 25 yaşında yine bu şehirde evlenmiştir. 40 yaşına geldiğinde ise Mekke’de Hira Dağı’nda bulunan bir mağarada ilk vahiy inmiştir. İslam’ın doğduğu ve en zor dönemlerinin geçtiği yer yine Mekke şehridir.

Mekke’yi Müslümanlar için önemli kılan diğer bir özellik ise Kabe’nin burada olmasıdır. İslam’ın şartlarından olan hac ibadeti Kabe’de yapılmaktadır. Dünyanın her yerinde bulunan Müslümanlar her yıl hac mevsiminde buraya gelir ve Kabe’yi tavaf ederler.

İslam güneşinin ilk doğduğu yer olarak kabul edilen Mekke, aynı zamanda Kuran-ı Kerim’in vahiylerinin ilk indiği şehirdir. Allah’ın varlığı, tekliği ve inanç gibi konular Mekki suresinde yer almaktadır. Mekke’de inen ayetler önemli bir eğiitm programı içermektedir. Hz. Peygamber (SAV) inen ayetlere bağlı olarak, sahabelerine; hak-batıl, iman-küfür, tevhid-şirk, adalet-zulüm, güzel-kötü ahlak, yükümlülükler-sorumluluklar, sevap-ceza, cennet-cehennem, tevhid bilinci, hukuka saygı, adalet, görev ve sorumluluk gibi konular hakkında bilgi vermiştir.


Göz Atın!

Sorumluluk Duygusu Niçin Gereklidir?

Sorumluluk Duygusu Nedir? Nasıl Kazandırılır? Niçin Gereklidir?

Sorumluluk, bir kişinin üzerine düşen her görevi yerine getirmesi başka insanların haklarına ve kararlarına saygı göstermesi demektir. Yazımızda bir bireyde mutlaka olması gereken sorumluluk duygusunun tanımı ve gerekliliğinden, özellikle çocuklarda sorumluluk duygusunun nasıl kazandırılması gerektiği hakkında bilgi verilmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir